Evvel zaman içinde bir küçük tren varmış. İki istasyon arasında gider gelirmiş. Küçük bir lokomotifi olduğu için tek bir vagonu varmış ve yalnız posta taşırmış. Bir gün yine yükünü almış yola koyulmuş. Tam öteki istasyona yaklaşmış ki önündeki büyük tren durmuş. Küçük treni de durdurmuşlar. Öndeki trenin bozulduğu anlaşılmış. İçindekileri indirmişler. Herkes beklemeye başlamış. Bu yolcular arasında bir öteki istasyonda okula yetişecek öğrenciler de varmış. İstasyon şefi öğrencilerin okula yetişmesini istiyormuş. "Şu küçük treni öne alalım, postayı boşaltalım. Sonra öğrenciler binsin, belki onları taşıyabilir," demiş.
Hemen makas açmışlar. Küçük treni öne almışlar. Sonra peşine iki vagon eklemişler. Küçük tren buna çok sevinmiş. Çünkü ilk kez insan taşıyacakmış. Çocuklar doluşmuşlar vagonlara. Kampana çalmış: Dan dan! Küçük tren hareket etmiş. Başlamış çekmeye. Çekebilecek mi kendisi de bilmiyormuş. Uf puf uf puf! Zormuş ama, "Gayret edersem çekerim" diye düşünüyormuş. Uf puf, uf puf! Ve son bir gayretle çekmiş treni. Çuf çuf çuf çuf, diye gitmeye başlamış.
Çocuklar sevinçle el çırpmışlar. Yol boyunca da öyle el çırparak, şarkı söyleyerek gitmişler. Sonunda varmışlar istasyona. Neşeyle girmişler okula ve olanları öğretmene anlatmışlar. Öğretmen "Size bir tren ayırmaları iyi olmuş. Keşke hep böyle gelebilseniz?" demiş. 0 gün istasyon şefiyle konuşmuş öğreimen. O günden sonra da küçük tren çocukların treni olmuş. Postayı bıraktıktan sonra çocukları alıp onları okula taşımış.
Okula yeni gelen öğretmen ilk dersinde öğrencilere ilginç bir çağrıda bulunmuş: -"Kendini geri zekalı hisseden varsa ayağa kalksın..." Sınıfta çıt yok. Nihayet biri kalkmış: -"Siz kendinizi geri zekalı mı hissediyorsun?" -"Hayır", demiş çocuk, -"Ama sizin tek başına ayakta kalmanıza gönlüm razı olmadı da..."
Gürültücü çocuğu hiç kimse sevmezdi. Çünkü o kadar gürültü yapardı ki yer yerinden oynardı. Hele yürürken çıkardığı sesler dayanılacak gibi değildi. O sokağa çıktığı zaman herkes evine koşar, kapıyı pencereyi sıkı sıkı örterdi. Bir gün annesi gürültücü çocuğu ekmek almaya gönderdi. Gürültücü doğru fırına gidip bağırdı: - Bir tane ekmek istiyorum! Öyle bağırdı ki arabasında uyumakta olan minik bebek ağlamaya başladı. Bebeğin annesi gürültücüye dönerek "Ne düşüncesiz çocuksun ! Biraz yavaş konuşamaz mısın sen?" diye söylendi. Ama bizim gürültücü çocuk hiç akıllanmadı. Eve dönerken başladı gülmeye. Kahkahaları her yeri çınlatıyordu. Pencereden genç bir hanım başını uzatıp gürültücüye seslendi: - Neden bu kadar hızlı gülüyorsun? Çocuğum hasta ve başı çok ağrıyor. Sesin onu rahatsız etti. Haydi git buradan! Gürültücü çocuk daha da çok gülmeye , gümbür gümbür sesler çıkarmaya başladı. Artık ona bir ders vermenin zamanı gelmişti. Bütün mahalle halkı toplanıp konuştular. Ertesi gün gürültücü çocuk ekmek almak için fırına girdi. Her zamanki gibi bağırmaya başladı : - Bir tane ekmek istiyorum. Ama fırıncı hiç oralı olmadı; duymamış gibi davrandı. Gürültücü çocuk daha da bağırdı: - Bir tane ekmek istiyorum dedim! Fırıncı yine ses çıkarmadı. Gürültücü çocuk çaresiz fırından çıktı. Yürürken "takır tukur"sesler çıkarıyor, ıslık çalıyordu. Evin önünden geçerken biri pencereyi açtı ve gürültücü çocuğun başına bir kova soğuk su döktü. Gürültücü titremekten hiç ses çıkaramaz oldu. Sonra doğruca evine gidip olanları düşündü. Çevresine ne kadar saygısızca davrandığını anladı. O gün bu gündür gürültücü çocuk bir daha hiç gürültü yapmadı
Tilki hocanın iyiliği tutmuş bir gün Hacı leyleği yemeğe buyur etmiş - Ama, demiş tilki, bizde misafir Umduğunu değil bulduğunu yer. Meğer tilkinin cimrisi hepsinden betermiş Bir çorba çıkarmış topu topu O da sulu mu sulu Hem nerden getirse beğenirsiniz? Tabakta. Leylek gagasıyla uğraşadursun Tilki bitirmiş hepsini bir solukta. Leylek kızmış, ama çekmiş sineye. Bir zaman sonra O da tilkiyi buyur etmiş yemeğe. - Hay hay, demiş tilki, nasıl gelmem? Ben dostlara naz etmesini sevmem. Tam saatinde gelmiş. Leyleğe türlü diller dökmüş. Şu güzel bu güzel, Hele yemeğin kokusu Gel iştahım gel! Gerçi tilkilerin iştahı Pek nazlı değilmiş ama Et kokusu başka şeymiş. - Kuşbaşı galiba, demiş Bayılırmış etin böylesine Hele kıvamında pişmişine. Derken yemek sofraya gelmiş, Gelmiş ama nasıl? Kokusunu al, eti arada bul! Dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde Tam leyleğin gagasına göre Tilki burnunu burgu etse nafile. Kısmış kuyruğunu evine dönmüş. Aç kaldığına mı yansın Bir kuşa rezil olduğuna mı? El alemi aldatanlar Bu masal size: Bir gün sizi de sokarlar Kurduğunuz kafese ...